Mi Casa Es Su Casa(*): Küba'da Casa Konaklaması

Derya Ünlü / 7.11.2018

Casalar, Kübalı aileler tarafından devletten lisans alarak işletilen pansiyon-evler. Türkiye'de turizm sektörüne hakim olan kötü niyetli yaklaşımlar, Küba'da casa konaklaması konusunda yanlış bilgilerin hatta dedikoduların dolaşıma sokulmasına neden oluyor. Doğruları öğrenmek için José Martí Küba Dostluk Derneği üyesi olan ve Küba turlarımıza grup liderliği yapan Derya Ünlü'ye "Küba'da casa konaklaması hakkında neler bilmemiz gerekir" diye sorduk. İşte yanıtı...

Uzun zamandır Küba turlarımızda genellikle casalarda konaklıyoruz. Casalarda konaklamak, giderek, bizim için bir konaklama tercihinin ötesinde mahalle buluşmasıyla, kültürel faaliyetleriyle dopdolu programımızı tamamlayan anlamlı ve keyifli bir deneyim haline geldi. Öncelikle nedir bu casalar? Casalar, Kübalı aileler tarafından işletilen pansiyon-evler. 1997’den beri Kübalılar evlerinin bir bölümünü devletten lisans alarak kiralayabiliyorlar. Devlet tarafından düzenli olarak denetlenen, her odaya ait kliması ve ayrı tuvalet-banyosu olan bu evler bugün oteller kadar tercih edilen, oldukça revaçta bir konaklama şekli. Başka bir ülkede bu durum sadece ucuz bir konaklama yolu olabilirdi. Ancak gittiğimiz ülke Küba olunca, bu, ilginç ve özgün ayrıntılarla dolu bir gündelik yaşama karışma, yeni dostluklar, renkli deneyimler ve biriktirilecek anılar anlamına geliyor.


Kimisi kolonyal kimisi neokolonyal tarzda kimisi de 1950’lerden kalma modern yapılı evlerde kalıyoruz. Ancak hepsinin ortak özellikleri, salonu dolduran antika eşyalar, tablolar, gözünüzü yorabilecek renklilikte objeler ve tabii ki evin genç kızının 15 yaş fotoğrafı/ları. Küba’da çok eski bir gelenek sürüyor. Aileler 15 yaşına gelen genç kızlarını alıp büyük bir heyecanla profesyonel bir fotoğrafçıya götürüyor, çeşit çeşit kıyafetlerle ve pozlarla fotoğraflarını çektiriyor. Her ailenin çok özenerek yerine getirdiği bu olayın fotoğrafları tüm evleri süslüyor. Bazı evlerin terasında bazılarının verandasında bulunan sallanan sandalyeleri unutmayalım tabii. Evinde sallanan sandalyesi olmayan bir ailenin Kübalılığından şüpheye düşün, bizden söylemesi.

Havana’daki evlerimiz Vedado bölgesinde. Bir tarafta üniversiteye diğer tarafta ünlü otel Habana Libre’ye yakın ve hızlıca bölgenin en popüler caddesine, 23. Caddeye,  geçilebiliyor. Evlerimizin bu konumu, boş zamanlarımızda kendi kendimize vakit geçirmek için cesaretlendirici oluyor.

KÜBA TURLARIMIZIN PROGRAMLARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

İlk günün yorgunluğunu ve tedirginliğini attıktan sonra hemen keşfetmeye başlıyoruz mahallemizi. Mahallemizi diyorum çünkü orada geçirdiğimiz çok kısa bir süre ve keşiflerimiz sayesinde çok kolay oluyor benimsemek. Kapı önüne çıkar çıkmaz karşılaştığımız komşularımız, iş kıyafetleriyle Kübalılar, işe gitmek için durakta otobüs bekleyenler, okula giden öğrenciler… Daha az uykuyla yetinebilenlerimiz kahvaltıdan çok önce kalkıp yürüyüş yaparak Küba’nın bu sabah “telaşı”na tanık oluyor. Çevredeki küçücük marketi, pizzacıyı, çok ucuza sosisli yiyebileceğimiz önünde her zaman uzun kuyruklar olan büfeyi, ünlü dondurmacıyı, kafeteryaları, ilk defasında bir şeye benzetemeyeceğimiz ama her zaman dans ve müziğin olduğu cafeyi,  cadde boyunca inerek ulaşacağımız sahil yolu Malecón’u tanıdıkça yıllardır orada yaşıyormuş gibi hissedeceğiz. Malecón’da, özellikle de cuma ya da cumartesi akşamıysa, ailesiyle, arkadaşlarıyla ya da sevgilisiyle dolaşmaya çıkmış Kübalılara karışacağız. Ya da yorgunluk atmak için Hotel Nacional’in Malecón manzaralı bahçesinde bir mojito içerken güneşin batışını seyredeceğiz. Evlerimizden beş dakikalık yürüme mesafesindeki, her akşam inanılmaz bir müzik keyfi sunan küçük ve samimi caz kulübü de unutmayalım. Tüm bunlar öylesi bir tanışıklık yaratıyor ki, diğer şehirlere yaptığımız gezilerden sonra nihayet tekrar Havana’ya döndüğümüzde “mahallemize geldik” diyerek yansıtıyor bu duyguyu katılımcılarımız. Hatta, dönüş için havaalanına doğru yola çıkmak üzere evimizden ayrıldığımızda bazılarımızı ev sahipleri uğurluyor otobüse kadar, hatıra fotoğrafları çekiliyor, öpücükler gönderiliyor…

Kahvaltımızı evlerimizde alıyoruz. Uyandığımızda kahvaltı hazırlığıyla ilgilenen ev sahibiyle, varsa evin yaşlı bireyiyle ya da okula gitmeden önce hazırlıklara yardım eden çocuğuyla karşılaşıyoruz. Ben ise Eduardo’nun evinde, onun mutfakta kahvaltı hazırlarken şarkı söyleyen sesiyle uyanmaya alışmıştım. İlk olarak mevsimine göre papaya, guayaba, muz, ananas ya da mangodan oluşan meyve tabağı geliyor. Ancak, şanslıysanız, sizi meyve tabağı değil bir tablo bekliyor. Çünkü Kübalılar meyvelerden çiçek yapmaya ya da tabakta ilginç şekiller oluşturmaya meraklıdır. Daha sonra yumurta, peynir, tereyağı, marmelat; içecek olaraksa süt, bitki çayı, meyve suyu ve tabii ki kahve. Kahve demişken… Küba’da bir evde kalmak bir kahve sevgisinin de içine girmek aynı zamanda. Her mutfağın demirbaşı cafeterada hazırlanan kahvenin kokusuna da sertliğine de kısa sürede alışıyoruz.       1850’lerde kalmış bir açık hava müzesi izlenimi veren Trinidad’da ise tek ya da iki katlı sıra sıra dizilmiş küçük ve renkli evler bizi bekliyor. Küçük dedim ama dışarıdan öyle görünen evimize girdiğimizde bizi bir labirent bekliyor. Arkaya doğru genişleyen evlerin her birinin birbirinden çok farklı planları var. Bu labirentin içinde dolanırken bir anda yan evde kalan diğer arkadaşımızı selamlarken bulabiliriz kendimizi. Burada hava çok sıcak olduğu için evler güneşi en az alacak şekilde planlanmış. Genellikle sokağa bakan bir penceresi olmuyor. Pencereler, koridora ya da pek çok evin ortasında bulunan avluya bakıyor.

Akşam yemeğimizi ve kahvaltılarımızı genellikle terasta ya da küçük, şirin bir avluda alıyoruz. Akşam yemeğinde, iki kişiyi doyurabilecek büyüklükte gelen porsiyonların vazgeçilmezi, Küba mutfağında en çok tüketilen, siyah fasulyeli pilav. Ana yemek olarak, tercihe göre balık, ıstakoz, tavuk ya da kırmızı et olan menü gerçek bir Küba mutfağı deneyimi olacak. Evlerimiz Trinidad’ın hareketli, müzik ve dansla dolu ana meydanına oldukça yakın. Ancak yorulup eve döndüğümüzde o küçük terasta ve tabii ki yine bir sallanan sandalyede bir şeyler içerken sohbet etmek de mümkün. Sabah erken saatlerinde de ayrı bir tadı var terasın. Günün başladığı o sakin anlarda bir çocuğun çizdiği resmi andıran, adeta lego parçaları gibi iç içe geçmiş evleri izlemek tatlı bir keyif veriyor. Bir de her evin tepesinde bulunan su tankları var tabii. Her biri farklı bir renge boyanmış, rengârenk. Onlar da Kübalılıktan paylarına düşeni almış anlayacağınız.

(*) Benim evim, senin evin.

İşte konakladığımız casalardan kimi örnekler:

KÜBA TURLARIMIZIN PROGRAMLARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN
Bizi Arayın